İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gerçekleştirilen soruşturma kapsamında, tanınmış müzik sanatçısı Fatih Karaca’nın sahne adıyla bilinen Mabel Matiz’e ait olduğunu ifade ettiği ‘Ha Leylim’ adlı şarkı ve klibiyle ilgili önemli gelişmeler yaşandı. Soruşturmada, şarkının sözleri ve video klibi dikkatle incelendi ve bu çalışmaların toplumun genel ahlak kurallarını ihlal ettiği iddiasıyla ilgili iddianame hazırlandı. Bu iddianame, şarkı ve klipte yer alan görsel unsurların, özellikle cinsellikle ilgili ifade ve hareketlerin, kamu düzenini ve ahlak anlayışını zora soktuğu yönünde gerekçeler içeriyor.
İddianamede, klipte açık alanda çok sayıda kişinin yattığı ya da oturduğu bir ortamda gerçekleşen dans sahnelerine geniş yer verildi. Bu sahnelerde, damat rolündeki erkekle sarı saçlı ve sarı takım elbiseli diğer erkek lilk arasında geçen dans ve hareketler detaylı şekilde anlatıldı. Özellikle, dans sırasında kol ve kalça bölgelerinin belirgin şekilde hareket ettirilerek yinelenen hareketler sergilenmesi, bu sahnelerin ana teması haline geldi. Bu görsel ve işitsel unsurlar, şarkı sözleriyle bütünlük göstererek birbirini tamamlar nitelikteydi. Savcılık, bu birleşimin toplumun genel kabul görmüş ahlak sınırlarını aştığını ve bu nedenle sanatçı hakkında kamuoyunu rahatsız edecek şekilde müstehcenlik suçlamasıyla yasal işlem yapılmasını talep etti.
İçeriğin ardından, Mabel Matiz’in önceden de benzer gerekçelerle gündeme gelen ‘Perperişan’ şarkısı hakkında açılan başka bir soruşturma hatırlatıldı. Bu soruşturmada, sanatçıya ait şarkının sözlerinin cinsel arzuyu dolaylı yollardan tahrik ettiği ve metaforlar kullanılarak erotik çağrışımlar oluşturduğu iddia edilmişti. Ancak bu davada, mahkeme suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle sanatçının beraatine karar verdi. Şimdi ise, ‘Ha Leylim’ şarkısının klibi ve sözleriyle ilgili olarak, üç yıl hapsi istenen talebin hukuki süreçleri devam ediyor. Bu gelişmeler, toplumda sanat ve ifade özgürlüğü ile ahlak kavramları arasındaki tartışmaları yeniden alevlendirmiş durumda ve kamuoyunun beklentileri ile savcılık talepleri arasında bir denge arayışını da ortaya koyuyor.